Site içeriğinin izinsiz olarak topluca indirilmesi, kaydedilmesi, çoğaltılması, içeriklerin izinsiz kopyalanması dahil Tüm Hakkı Saklıdır.
logo
logo

SON YOLCULUK

SON YOLCULUK

Isparta ilinin şirin ve küçük ilçesi Sütçüler. Hem doğup büyüdüğüm ilçemde görev yapmaktan, hem de okuduğum okulumda müdürlük yapmaktan heyecanlı ve mutluyum.

Bu hikaye mesleğinin en verimli çağında sicil raporuna “çok iyi” derecesi ile son noktayı koyduğum bir öğretmenin hüzün dolu gerçek hikayesi.

Ölüm hepimizin başına bir gün mutlaka gelecek. Lakin; nerede ne zaman belli değil… Hele ölümler içerisinde en acı olanı var ki, aniden meydana gelen, galiba trafik kazası ölümleri. Öyle değil mi? Tıpkı Osman öğretmenin ölümü gibi olanı…!
Okulların tatile hazırlığı yazın sıcaklığını belli etmeye başladığı hafta sonu Isparta’nın Sütçüler ilçesinde bir haziran sabahı. Osman öğretmeni her hafta sonu bir yolculuk telaşı sarardı. Meraklı idi araba kullanmaya, yeni almıştı ehliyeti. Üstelik ehliyeti aldığı gün taksi satın almış, öğrenivermişti kolayca kullanmasını.. Eh ne de olsa şofördü artık. Canı istedi mi hafta sonları ver elini memleketi Gazipaşa… Arabası var,şoförü de var özel mi özel. Dönüşte de arabasının bagajına bir sık muz, ikram ederdi sevdiklerine. Hep sevincini paylaşmak, sevdiklerini mutlu görmek istiyordu daima. İşte sabah yine erkenden kalkmış, çekmişti taksisini yıkamak için, ilçenin orta yerinde gürül, gürül akan Kocapınar’ın önüne.

Bir taraftan arabasını yıkıyor, bir taraftan da sitem ederek söylenip duruyordu kendi kendine. Üç haftadır söz verdiği, gidecek olduğu yere gidememiş ama bu gün mutlaka kafasına koymuştu gitmeyi. Yolumdan hiçbir şey alıkoyamaz bu gün beni, gideceğim işte diyordu. Acele ediyordu sıcak bastırmadan yola çıkmaya. Gideceği Gelendost ilçesine iki saat mesafede idi görev yaptığı Sütçüler.

Kendisi gibi sınıf öğretmeni eşi ile birlikte iki kız çocuğunu aldı ve yola koyuldu..Yol boyunca hep gideceği arkadaşını düşündü. Kendini suçlu hissediyordu. Hele bir varınca affettirecekti bir mazeretini bulup. Okul yıllarında samimi olduğu arkadaşı Mehmet ile şimdi ailecek görüşüyorlardı, daha samimi ortamlarda sık sık. İnişli yokuşlu,dolambaçlı, ormanlık yollardan sonra ovanın ortasında şerit gibi uzanan yola gelivermişti. Araba artık kendi,kendine gidiyordu adeta. Gözleri daldı yine birden…

Bir çocukları olmuştu arkadaşının, çok mutluydular. Yalnız tedirgindiler. Sebebi ise: Doktor, bir daha çocuğunuz olmayacak demişti. Olsun,biricik oğulları yeterdi onlara. Peki ya, ona bir şey olursa? İşte bu endişeyi akıllarına bile getirmek istemiyorlar, oğullarına daha bir sıcak bağlanıp, kendilerini onun mutluluğu için her şeyi yapmaya adıyorlardı. Ya hiç çocuğu olmayanlar ne yapsınlar? diye düşünürken, önüne fırlayan bir tavuğu ezmemek için frene bastı, yavaşladı, zig zag çizerek bağışladı onun canını. Ne de olsa canlıydı. Karıncayı dahi incitmekten çekinirdi. Devam etti yoluna yine daldı gözleri. Ama kader, arkadaşının biricik oğullarını alıvermişti aniden. Arkadaşı ve eşi büsbütün yıkılmışlar evlat acısı dinmek bilmemişti. Osman! Diye inleyen arkadaşı yüreğine taş basarak acılarını dindirmek için sık sık telefon ediyor ”Bu hafta sonu ne olur, çocuklarını al gel biraz sevelim” diye yalvarıyordu. Osman da her seferinde emrin olur, derhal başımın üstüne getiririm diyordu. Ama bu defa nasıl oldu da dört hafta aralayıvermişti. Her zaman ki haliyle kızgınlığını sevdiklerine belli etmemeye çalışıyor, öfkesini kullığı arabanın gazına ayağını basarak, sürat yaparak dindirmeye çalışıyordu.

İki saatlik yolu bir buçuk saatte alıverdi Osman. Nihayet Gelendost’a ulaştıklarında, kendilerini sabırsızlıkla bekleyen aile arasındaki sevinç yumağı bu kez ötekilerden farklı oldu. Hasret ve sevinç gözyaşları içerisinde evde bir yorgunluk kahvesinin ardından hazırlanmış olan kahvaltı sofrasına oturdular hep birlikte. Nasılda özlemişlerdi birbirlerini, konuşmadan bakışarak afiyetle kahvaltılarını yaptılar…

Arkadaşının bir işi için yarım saat mesafede Yalvaç ilçesine hareket ettiler, müsaade isteyip az sonra. Oradaki işlerini çabuk bitirdiler. Dönüşte kendilerini bekleyen acı sürprizden habersiz koyuldular yola…

Kaygan yolda virajı alamayıp savrulan araba, bir takla atarak şarampole yuvarlı. Aracı kullanan arkadaşı Mehmet yaralıydı. İkisi vardı sadece araçta. Osman mendili ile kanlarını sildiği pehlivan yapılı arkadaşını sırtlayarak güçlükle yola çıkardı. Kendisine bir şey olmamıştı. Yoldan geçen bir vasıtayı durdurdu. Önce Gelendost’a, oradan Ambulans’la Isparta’ya ulaştılar… Isparta’da hastanede yapılan muayenede ciddi bir durum olmamasına, kazayı hafif sıyrıklarla atlatmış olmalarına şükredip sevindiler her ikisi de. Tam hastaneden çıkmaya hazırlanıyorlardı. Doktor’un “Kazada sizde mi vardınız? Sizin de filminizi çekmemiz gerekir” uyarısı ile bir an şaşırdı Osman. İstemeyerekte olsa içinde bir şüphe kalmasın diye razı oldu, film çektirmeye.. Filmi gören doktorun önce endişeli bakışları, sonra “Derhal ameliyata alınmalı, iç kanama başlamış..” sözleriyle irkildi Osman, şaşkın ve endişeli.

Ne olduğunu anlayamadan ameliyat oldu. Olanlardan habersiz gözlerini açınca başucunda eşi ve çocuklarını gördü. Neredeyim ben? der gibiydi bakışları. Her şeyi duymuş başucuna toplanmışlardı sevdikleri Osman’ın. Eşi “geçmiş olsun, Nasılsın?”sözlerine başını sallayarak “Gayet iyiyim” dedi ve nasıl olur ben de bir şey yoktu, arkadaşım nasıl? der gibiydi şaşkınlıkla bakan gözleri hala. “Bir kazaydı. Çok şükür kurtuldun işte Allah seni bize bağışladı” diyordu eşi,içten ağlamaklı, heyecanla…

Gece hayli ilerlemiş eşi ve çocuklarını geceyi geçirmeleri için şehirdeki polis hemşehrisinin evine gönderdi. Kendisini merak etmemelerini söyleyip sabah görüşmek üzere vedalaştılar. Osman, baş ucunda refakatcısı olduğu arkadaşı Mehmet ile hastanenin odasında yalnız kaldı. Tam istirahat etmeye hazırlanırlarken, birden rahatsızlı Osman. Bir a bir telaş, bir koşuşturma koridorlarda… Nöbetçi doktorun “kılcal damarlar yeniden kanama yapmaya başlamış, derhal Antalya’ya ulaştırılmalı” ikazı ile, hazırlanan ambulansa bindirilirken hayata gözlerini yumdu Osman. Bir daha açmamacasına, sonsuz yolculuğa doğru… Ve etrafta, gecenin sessizliğini bozan Mehmet’in çığlığı;“Osman arkadaşım, canım,ciğerim. Evlat acısına bir de arkadaş acısı mı eklenecekti? Dayanılır mı buna keşke ben ölseydim Osman’ım.

Sabah görüşürüz dediği eşiyle,gerçekten görüştüler. Ancak solgun bir yüz,cansız bir beden ile: Hıçkırıklar, göz yaşları, feryatlar,ağıtlar bir a yürekleri parçaladı adeta… Şok oldu Osman’ın eşi. Böyle ölüm mü olur diyordu. İsyan ediyordu çaresizliğine. Etrafındakilerin tesellilerine aldırmıyor, teselliyi kendisi bulmaya çaba sarfediyordu. Metanetle: Kim bilir belki de ölen eşi Allah’ın yanında daha kıymetli idi. Onun için alıp götürmüştü hiç şüphesiz…Okul yıllarında tanışmışlar, evlenmişlerdi okul bitince. On yıllık mutlu beraberliklerinde en ufak acı bir söz duymamıştı Osman’ından. Son üç aydır beş vakit namaza da başlamıştı Osman. Şimdi iki kız çocuğu ile yalnız kalmıştı Gülçehre öğretmen bu hayat girdabında…

Acı haber tez ulaştı Osman’ın görev yaptığı Sütçüler’e…
Olanlardan habersiz karne almaya gelen, minik öğrenciler öğretmenlerinin ölüm haberi ile sarsıldılar. Küçücük körpe beyinlerinde ölümün ne olduğunu şekillendirmeye çalıştılar. Ölüm yok olmaktı onlar için. Artık Osman öğretmenleri olmayacaktı, kalplerinde yaşayacaktı. Bir a hıçkırıklar, içerisinde göz yaşlarına boğuldu, Osman’ın görev yaptığı Sütçüler Merkez ilkokulunun 2/A sınıfı…
Ve ertesi günkü gazeteler haberi manşetten aynen şöyle vermişti:
“Arkadaşını kurtaran fedakar öğretmen, kendisi ölüme yenik düştü.”
Osman YIlDIRIM ! O; bir meslektaşım. Ama şimdi Gazipaşa ilçesinin girişinde sağ taraftaki mezarlıkta derin bir uykuda, çam ağaçlarının gölgesinde…
Aramızdan ayrılsan da seni unutmadık Osman. Her zaman hatırımızdasın. Mekanın cennet olsun…! Amin..

Yazan: M. Rıdvan ERTAN
Isparta Gazi Lisesi Tarih Öğretmeni

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir