Site içeriğinin izinsiz olarak topluca indirilmesi, kaydedilmesi, çoğaltılması, içeriklerin izinsiz kopyalanması dahil Tüm Hakkı Saklıdır.
logo
logo

YÖRÜK YAŞAMI

Havva KAYA ( Mevkii Saray Köyü Keller Mahallesi ) Deri Çökelek Basma İşlemi Fotoğraf için İbrahim ŞİMŞEK’e Teşekkür Ederiz.

Biz eski adımızla Cebel (dağlık yer),şimdiki adımızla Sütçüler insanı aslımız yörük olduğu için yakın zamana kadar yörük yaşamıyla iç içe olduk. Dört tarafı dağlarla çevrili çanak gibi bir vadide kurulmuş ilçemizin, güneşi en az gören anlamında yazları bağ dediğimiz Başkoz ve Ortakoz’a göçer, Sonbaharın ortalarında da dam dediğimiz kışlık evlerimize geri dönerdik. Yıllardır sürüp giden bu yazlık kışlık yaşama doğru bir gidip gelelim isterseniz.. Mart dokuzunun çıkmasından bu yana bizim dam ile bağ arasındaki trafik her geçen gün hızlanıyor çekilmez bir hal alıyordu.Fedakar annem bahçemizin bütün işlerini düzenli bir şekilde gide gele hallediyordu. Biz okuldan döndükten sonra akşam vakti eve gelen annemizin belli etmek istemese de yorgun argın olduğu dayanacak gücünün kalmadığı her halinden belli oluyordu.Mayıs ayının son haftaları gelmiş havalar iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı.Akşam sofrada babam kararını verdi. -Artık göç vakti geldi.Yarın hazırlığınızı yapın ertesi günü bahçemize göçüyoruz.
Sofrada bir an bir sessizlik ve şaşkınlığın ardından heyecandan elimdeki kaşık düşüvermiş.
-Ne? Göçüyormuyuz? Yarındankeğri yani öğlen dağıldığımız Cumartesi günü. Karnemizi de alıyoruz.İyi iyi göçelim baba..dedim ve hazırlıklara başladık.
O akşam yatarken bir burukluk çöktü üzerime.Artık inişli,yokuşlu, dolambaçlı 2 km mesafede ki yazlık karpuştamıza taşınıyorduk.Ayrılıyorduk buralardan.Babam dairede çalışıyordu. Hergün, öğleyin yine ona sıra ile sefer tası ile yemek getirecektik. Buradaki arkadaşlardan komşulardan ayrılmak burukluk verse de, orada da yine yeni arkadaşlarımızla, komşularımızla bereber olacaktık. Yıllardır bu böyle gelip sürmekte, lakin bilmiyorum ne zamana kadar..
Ertesi akşam komşularımız Kalayçı Muttalip ile Dönek Hakkı amcalardan eşeklerini istedik. Cumartesi sabahı erkenden karne almak için son kez okula giderken, bizim evde de göç telaşı başlamıştı.
-Kilimleri serin? Yatakları getirin? Balya yapın,indirin? Haydi şu yoldan geçene seslenin? Eşeğe yüklememize yardım ediversin? Dayak getirin? Yükleyin,hadi sıkıca gerdirin bağlayın…Hah oldu…Getirin arasına başka gap gacak koyun? Elime de şunları verin..Haydi yürü..sesleri arasında bizim taşınma başladı.
Yol boyunca o alışıldık her zamanki konuşmalar..
-Aaaa birisi göçüyo.
-Sahi mi? Acep kimi ki? Eğeee vakti geldi gayri..geç bile kaldılar.
-Göçüğrümüsüyüz?
-Evet goğşular galın sağlıcala.
-Hadin güle güle varın sağlıcağla.
Öğleden önce karnemizi erken vermişler sevinçle, önce mağarbaşındaki ilçenin o günkü hükümet konağı, ağmadağaların binasında, bubacığımın dairesine uğruyorum. Ondan afferimli bir öpücükle sarı yimbeş bahşişimi aldıktan sonra, babam tembih ediyor -Hadi oğlum şimdi doğru eve.Biliyosun taşınıyoruz hemen yardım et.

-Tamam babacığım diyerek hızla oradan ayrılıyor elimde havaya kaldırdığım karne ile koşarken avazım çıktığı kadar bağırıyorum yolda –Geçtiğiiiiim..geçtim..
Eve varınca her taraf dağınık ve ıssızlık çökmüş vaziyette. Ayak üstü bulabildiğim bir şeyler atıştırdıktan sonra,üzerimi değiştiriyorum.Az sonra anırmalarından eşeklerin döndüğünü farkediyorum ve götüreceğimiz eşyaları ytekrar yüklemeye başlıyoruz.
Bir taraftan -Şunu da götürelim ..Başka ne kaldı? konuşmalarının ardından en son tavuklarımızı yakalamak ve ayaklarını bağlamak görevi yine bana düşüyor. Bağlanmış ayaklarından tutup baş aşağı sarkıttığımız tavukları elimize alarak yola koyuluyoruz. Akşamın kararmasıyla bu son seferde annem uğrayabildiği komşularla helalleşiyor ve göçümüz ufak tefek eksiklikler dışında tamamlanıyor.
Uzaktan hafif duyulan ezan sesleri ile akşamın olduğunu farkediyoruz. Henüz elektriğin olmadığı , Hastanenin jenaretörünün çalışmasıyla karşımızda damarasının ışıkları yanmaya başlıyor.Gece boyunca o ışıklar karpuştamızdan bakışımıza tıpkı Üsküdar dan Beşiktaş gibi ayrı bir seyir zevki veriyor.
Ve..karpuştamızda ilk gece. Biraz hüzün biraz yalnızlık.Baykuş ve çekirge sesleri.Gökyüzü yıldızlarla alabildiğine kaplı ve aydınlık. Su sırası takip edilerek,bahçemz düzenli sulanacak.Dut dipleri biçilecek.Gazanocağı ve ocaklık aktoprakla sıvanacak.Ergen çatalından sapan yapıp kuş avlayacağız arkadaşlarla yine.Dama her öğlen nüfus memuru babamın yemeği götürülecek.Pazarımızın kurulduğu Cuma günü köylülere bir kuzu tenbih edilecek. İneğimizle birlikte besleyip büyüteceğiz kurbana.Yapacağımız işlerin karşılığı Cuma günleri galayçıhisin’in dondurması ve hafta sonları Dermenderesi’nin eşsiz güzellikte doğal buz gibi göletlerine gitme izni kopararak ödüllendirilmek.
Tüm bunları sergimizde, damarasının ışıklarına bakarak konuşup tasarlarken, bahçemizin gedikkapısının aralanmasıyla çıkan aşina gıcırtı sesinden babamın geldiğini farkediyoruz.
Babam gece kalan bekleyen yemeğini sofrasında yerken, hepimizİ bugünkü performansımızdan dolayı afferimle ödüllendiriyor.
Yan bahçelerden radyo ajans haberleri ve uzaktan gelen anlaşılmayan bazı ünlemeli sesler yanında….Arenler şosesinden tek tük geçen tomruk kamyonlarının korna sesi ile yakın komşumuz Abdi’nin dağdan geldiğinin habercisi şitayir kamyonun motor gürültüsü arasında, bir odaya serilen yataklara erkenden yatıyoruz.
Deliksiz bir uyku uyuyarak,sabah yeni bir hayata merhaba diyerek erken ve dinç kalkmak üzere..
Heyhat! Şimdi maziye dönüp bir bakıyorum.Uzun yıllar olmuş göçmeyeli.Eskiden konar göçer üretici imişiz.Ancak şimdilerde yerleşik hayata bağlı kalmış şehirli tüketici olmuşuz..
Ne zaman uğrasam bu viran olmuş bakımsız yazlık bahçemize..Terkedilmiş evlerden esen bir rüzgar garip bir hüzün yayıverir çevreye.Yine eski yalnızlığına terkediliverir ayrılırken..
Miras hak,Hukuk helal..Bakalım şimdi mirasçıları bu ata yadigarları paylaşabilip tekrar o eski canlılığına kavuşturabilecekmiyiz?

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir